Tersimat Hatası Nedeniyle Tazminat Davası

Tersimat Hatası Nedir?

Tersimat; arazide yapılan ölçü değerlerinin, mevzuatta belirtilen boyut ve cinsteki altlık üzerine çizimine denilmektedir. Tersimat hatası yapılarak, taşınmazların yüzölçümleri tapuya yüzölçümünün eksik olarak tescil edildiği durumlar söz konusu olmaktadır.

Yapılan bu tersimat hatalarının sonucu olarak eksik yüzölçümü ile hisselerini satmış olan kişilerin mülkiyet haklarına halel gelmektedir.

3402 sayılı kanunun 41. maddesi nedir?

3402 sayılı Kadastro Kanunun 41.maddesi hataların düzeltilmesi başlığını taşımaktadır.

Hataların düzeltilmesi:

             “Madde 41 – (Değişik birinci fıkra:22/2/2005 – 5304/9 md.) Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen düzeltilir. Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme kesinleşir.

             (Değişik :22/2/2005 – 5304/9 md.) Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle kesinleşmiş olan taşınmazlarda, değişiklik işlemleri sırasında ortaya çıkan yüzölçümü farklılıklarından, kadastronun dayandığı teknik kurallarda belirtilen hata sınırları içinde kalanların re’sen düzeltilmesine kadastro müdürlükleri yetkilidir. 

             Bu maddenin uygulanmasında, 12 nci maddede belirtilen hak düşürücü süre aranmaz.”

Tersimat Hatası Nedeniyle Tazminat Davası

 Mülkiyet hakkından mahrum edilme karşılığında taşınmazın değeri oranda bir bedel ödenmesi gerekir. Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden sıralı işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK’nın 1007. maddesi anlamında Devlet sorumludur. Bu nedenle uğradıkları bu zarardan dolayı TMK. 1007. maddesi uyarınca Devletin tazminat yükümlülüğü doğacaktır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2017/5586 E., 2017/3353 K., 18.4.2017 tarihli kararı şu şekildedir;

“…Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesine dayalı tazminat isteğine ilişkindir. Tazminat isteğine dayanak 4 parsel sayılı taşınmaz 06/04/1951 yılında yapılan tapulama çalışmasında 20.480,00 m² yüzölçümlü olarak tapuya tescil edilmiş, daha sonra 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41.maddesi uyarınca yapılan düzeltme işlemiyle yüzölçümünün 24.530,00 m² olarak düzeltilmesine karar verildiği ve bu yüzölçümü değişikliğinin 11/03/2009 tarihli tescil bildirimi sonrasında tapuya tescil edildiği anlaşılmaktadır. Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak, birbirini takip eden sıralı işlemler olup, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK’nın 1007. maddesi anlamında Devlet sorumludur. Ancak anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğu için öncelikle bir zararın bulunması ve bu zararın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı olması gereklidir.

Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından, ayın hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan, zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir. Anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, tapu siciline bağlı çıkarların ve mal varlığına ilişkin (ayni) hakların, yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi, bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen Devlet, sicillerdeki yanlış kayıtlardan doğan zararları ödemeyi de üstlenmektedir. Dayanaksız ya da hukukî duruma uymayan kayıtlar düzenlemek, taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmüştür…

…Dava konusu taşınmazın gerçek miktarından daha az yüzölçümü ile tapuya kaydedilmiş olması nedeni ile tapu sicilinin tutulmasında bir hata olduğu, davacıların taşınmazı tapuda yazan da küçük yüzölçümü ile satmış olmaları nedeni ile davacıların zarar uğradığı sabit olup davacıların, hem sebepsiz zenginleşme ilkesine dayanarak taşınmazı satın alan kişiye dava açmaları, hem de tapu sicilini hatalı tutan Hazineye karşı TMK’nın 1007. maddesine dayalı açma imkanları vardır, davacı bu iki yoldan birini seçebileceği gibi her iki sebebe dayanak dava açabilecektir.

Tüm bu açıklamalar sonucunda somut olaya bakıldığında; davacının TMK’nın 1007. maddesine dayalı olarak eldeki davayı açtığı, davacıların zararın tapuda yapılan düzeltme işlemi ile ortaya çıktığı göz önüne alınarak düzeltmenin yapıldığı tarih itibari ile davacıların zararının belirlenmesi gerekirken aksi düşünce ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.”

Emsal karardan da anlaşılacağı üzere tersimat hatasından kaynaklı olarak yüzölçümü tapuya eksik olarak tescil edilmesi halinde bu hatanın giderilmesinden evvel bu taşınmazlarını 3. Kişilere devredenlerin iki seçimlik hakkı vardır;

  • Sebepsiz zenginleşme ilkesine dayanarak taşınmazı satmış oldukları kişiye dava açmak,
  • Devlete TMK’nın 1007. maddesine dayalı açma hakkı vardır.

AİHM’e göre Türk hukukunda tapu siciline güvenerek mülkiyet edinen kişilerin hakları korunmaktadır ve söz konusu kayıtların tutulmasından kaynaklanan herhangi bir zararda devletin sorumluluğu bulunmaktadır. AİHM emsal kararlarında “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmelidir” ifadesi yer almaktadır. Bu ifadeden kaynaklı olarak AİHM tarafından verilmiş “Taşınmazın değeri ile makul oranda bağlantılı bir bedel ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahalenin orantısız olduğu” yönünde kararlar bulunmaktadır.

Uluslararası sözleşmeler T.C Anayasasının 90.maddesinde vurgulandığı gibi yasaların üzerindedir ve bu hususta iç hukuktaki düzenlemeler dikkate alınarak Avrupa İnsan Hakları ve temel özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin gerekleri yerine getirilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mülkiyetten mahrum edilme durumunda, ihtilaflı müdahalenin istenilen doğru dengeyi sağlayıp sağlamadığına ve özellikle başvuran üzerinde orantısız bir yük oluşturup oluşturmadığını belirlemek için, iç hukukta öngörülen tazminat düzenlemelerini dikkate almak gerektiğini vurgulamaktadır.

Yorum Yap

Your email address will not be published.